Bülent Ecevit Üniversitesi 62 Öğretim Üyesi Alacak

Okuduğunuz haber
STOCKHOLM SENDROMU NEDİR, NASIL ORTAYA ÇIKTI

Erzurum Teknik Üniversitesi 4 Öğretim Üyesi Alacak

Anasayfa   /    NEDİR    /    Stockholm Sendromu nedir, nasıl ortaya çıktı

Stockholm Sendromu nedir, nasıl ortaya çıktı

Psikiyatr Nils Bejerot, Stockholm Sendromu'na isim verirken 1973 yılında İsveç'in başkenti Stockholm'de yaşanmış gerçek bir olaydan etkilenmiştir. Peki bu ne anlama geliyor? Stockholm sendromu psikolojik olarak nasıl izah edilebilir? Buyrun başlayalım.

NEDİR      24 Ekim 2018 - 19:56     0

Stockholm Sendromu nedir, nasıl ortaya çıktı

Memurhaberi.Net / Haber Merkezi

Stockholm sendromu kelimesi toplumda çokça bilinmesine rağmen bu sendromun kaynağına ilişkin bilgiler pek bilinmemektedir.

23 Ağustos 1973 tarihinde İsveç'in başkenti Stockholm’deki Kreditbanken Bank adlı bir bankada 4 kişi 32 yaşındaki Jan Erik Olsson ve arkadaşı tarafından rehin alınmasıyla başladı. 6 gün boyunca rehin alınan 4 kişi serbest bırakılınca bu kişilerin rehin alan kişiye birtakım pozitif düşünceler beslediği ortaya çıktı ve Stockholm sendromu ifadesi böylece doğmuş oldu.

Bankaya ellerinde makineli tüfeklerle giren hapishane kaçağı Olsson ve arkadaşı “Parti yeni başladı!” diyerek üç kadın ve bir erkeği 131 saat rehin aldılar.  Üstelik rehinelerin kaçmasını önlemek için ikili bu kişilere dinamit bile bağlamıştı!

Rehineler kurtarıldıktan sonra görmüş oldukları kötü muameleye karşın rehin alan kişilere dair olumlu şeyler söylediler. Beklenenin aksine onları kurtaran polislerden daha çok korktular. Rehineler adeta Olsson ve arkadaşının, onları polislerden koruduğuna ikna olmuşlardı. Rehin alınan kadınlardan biri, suçlulardan biriyle daha sonra romantik bir ilişkiye girecek, rehinelerden bir diğeri de suçluların avukat masrafını karşılamak için yardım kampanyası başlayacaktı. Yani rehin alanlar ile rehin alınanlar arasına duygusal bir bağ oluşmuştu.

Rehin alınma durumlarında rehinelerin psikolojik durumların Stockholm sendromu olarak adlandırılsa bile rehinelerin onları esir alan kişilere karşı duygusal bağlanmaları aslında psikolojik bir olgudur. Bu olgu 1973’teki bu olaydan çok daha önceleri zaten bilinen bir fenomendi.

→ Tacize uğrayan çocuklar

→ Tacize uğrayan kadınlar

→ Savaş esirleri

→ Tarikat ve kült üyeleri

→ Ensest kurbanları

→ Toplama kampı esirleri

…gibi kişilerde Stockholm sendromuna benzer psikolojik durumlar halihazırda zaten gözlenmiştir.

Yani kişiyi zor duruma düşüren birine karşı duygusal yakınlık duymak, hayatta kalmak için geliştirilen bir stratejidir. Zaten bu rehine olayını aydınlatmaya çalışan polisler ve savcılar da bu durumu olağan olarak görüyorlardı. Bununla beraber bu tür rehine durumlarında suçlulara karşı iyi davranmak da rehin alınan kişilerin hayatta kalma şansını yükseltmektedir.

Stockholm’de meydana gelen olayda ise rehinelerin kurtarıldıktan sonra bile polisle, savcıyla işbirliği yapmaktan çekinmeleri dikkat çekicidir. Polis ve adalet makamları bu durumu sinirleri yıpranan insanlar bir de dava süreciyle uğraşmak istememelerine bağlamıştır.

Stockholm sendromu ayrıca romantik ve ailesel ilişkilerde de gözlemlenebilir. Aile ya da ilişki içinde diğerlerine “eziyet” eden kişi otorite sahibi olan kişi olabilir.

Bu sendromun kökeninde ilişkileri kontrol ve suistimal etmek olduğu anlaşılmalıdır. Sendrom bir kez anlaşıldığında kurbanların neden destek verdiği, neden kendilerini rehin alan, kendilerine işkence eden kişilere pozitif duygu ve düşünceler beslediği daha kolay anlaşılacaktır.

Her sendromun kendine göre davranış biçimleri ve semptomları vardır. Stockholm sendromu ile ilgili net bir liste olmasa bile araştırmacıların ve uzmanların hemfikir oldukları bazı durumlar söz konusudur.

→ Rehin alan, kötü davranan kişiye rehinenin beslediği  pozitif duygular

→ Rehin alınan, kötü davranılan kişileri kurtaran aile üyelerine, polislere, arkadaşlara karşı negatif duygular

→ Rehin alan, kötü davranan kişiye destek çıkmak, onla empati kurup ona sempati beslemek

→ Rehin alınan, kötü davranılan kişiyi kurtarma girişimlerine karşılık vermemek

Her Rehin Almada Görülmez

Ancak Stockholm sendromu her rehin alma ve kötü davranma olayında görülecek diye bir şey yoktur. Yine başka bir banka soygununda çalışanları saatlerce rehin alan soyguncu, polisler tarafından vurulunca banka çalışanı kadınlardan biri soyguncuyu yerden alıp ayağa kaldırmış, polislerin bu kişiye bir kere daha ateş atmasını istediğini belirtmiştir. Burada görüldüğü gibi rehin alınma süresi, rehin alan kişiye karşı duyguların değişimi konusunda belirleyici faktörlerden biridir.

Stockholm Sendromu Nedir?

Stockholm Sendromu, bir kimse tarafından kaçırılan kişinin, yani rehinenin, kendisini rehin alan kimseyle diyaloğu ve iletişimi sonucu oluşan, ona karşı beslediği duygular, sempati ve empati gelişimi olarak özetlenebilecek psikolojik durumun adıdır. Bu sendrom, Psikiyatr Nils Bejerot tarafından adlandırılmıştır. 

Stockholm sendromu sonucunda oluşan sempati ve empati gelişiminde ortaya çıkan psikolojik ruhla birlikte,

  • Rehine, onu rehin alan kişinin duygularını anlamaya başlar.

  • Rehine, onu rehin alan kişinin oluşturduğu, kendisini zora sokan kötü koşulları benimser, bu koşulları savunur ve o kişinin yanında yer alır, ona yardım eder.

  • Rehine saldırganla özdeşleşir.

  • Hayatta kalma duygusunun verdiği duygu yoğunluğuyla rehine saldırganla birlikte hareket eder hale gelir.

Tüm bu durumlar, kurbanın kendi kendine aldığı bir karar doğrultusunda gerçekleşmez. Bu aslında, yaşadığı şiddet ve anksiyetenin doğurduğu bir sonuçtur. 

Kimi zaman, yalnızca rehin alma değil, taciz, tecavüz, aile içi şiddet, dini ve siyasi baskı sonucu oluşan birtakım saldırı durumlarında da Stockholm Sendromu'na rastlanabilir.

Stockholm Sendromu Adını Nereden Alır?

Psikiyatr Nils Bejerot, Stockholm Sendromu'nun ismini verirken 1973 yılında İsveç'in başkenti Stockholm'de yaşanmış bir olaydan etkilenmiştir. Bu olayda, banka soyguncusu Jan-Erik Olsson, 4 banka görevlisini tam altı gün, 131 saat boyunca rehin alır. Rehin tutulan görevlilerden Kristin Enmark isimli bir kadın, banka soyguncusuna duygusal anlamda bağlanır. Yalnızca o değil, tüm rehineler soyguncunun lehine ifade verir. Savunma için para bile toplarlar. Serbest kaldıklarında, soyguncuya duygusal olarak bağlanan Kristin Enmark soyguncuyu savunmaya devam eder, hatta nişanlısını dahi terk eder ve soyguncunun hapisten çıkmasını beklemeye karar verir, sonunda da onunla evlenir.

Olay esnasında, basın telefon aracılığıyla rehinelerle konuşur. Kristin Enmark, "Ben asıl polislerden korkuyorum, burada gayet iyi vakit geçiriyoruz" der. Bu söz üzerine, gazeteler, "Soyguncu bankadan para çalamadı ama bazılarının kalbini çalmışa benziyor" şeklinde başlık atar.

 

Lehine olan tüm bu açıklamalar sayesinde, İsveçli banka soyguncusu Jan-Erik Olsson, yalnızca 8 yıl hapis yatıp çıkar ve Tayland'a yerleşir.

Bu sendrom, daha birçok rehine olayında yaşanmıştır. 

Stockholm Sendromu'nun Gelişim Mekanizması

Kurbanlar ya da rehineler, sürekli şiddet yaşamanın bir sonucu olarak, saldırganla özdeşim yaşar. Hayatta kalma stratejileri geliştirmeye çalışır. Sonuçta, hayatta kalmak için saldırganıyla hareket etmeye başlar. Bu, kurbanın iradesi dışında gelişen bir durumdur, şiddetin de doğrudan sonucu olarak nitelendirilebilir.

Sonuç olarak, travmatik bir bağlanma süreci başlar. Saldırganın ilk amacı kurbanı köleye çevirmektir. Bu amaç uğruna, kurban üzerinde, onun hayatının her alanında etki edecek şekilde despot bir denetim kurar. Fakat, kurbanın yalnızca boyun eğmesi onun için yeterli ve tatmin edici olmaz. İşlediği suçu ya da suçları da haklı göstermek niyetindedir. Bu saldırgan için adeta bir psikolojik ihtiyaçtır. Bunun için de, kurbanın onayına ihtiyaç hisseder. Bu yüzden, hiç durmadan, kurbanın ona minnet, saygı ve hatta sevgi göstermesini ister. Kurban üzerinde bu isteklerini belli eden bir baskı kurar. Kurban da, hayatta kalmasını bu istekleri yerine getirmek olduğu hissiyatı içerisinde, saldırgana bağlılık geliştirir. Sonuç olarak, kurban, gönüllü bir kurbana dönüşmüş olur.

Stockholm Sendromu'nun Gelişim Süreci

Stockholm Sendromu, hayatta kalma içgüdüsüyle ortaya çıkar. Dış dünyaya karşı tamamen soyutlanmış hale gelen kurban, ihtiyacı doğrultusunda kendi üzerinde baskı kuran kişiye bağlı ve hatta bağımlı hissetmeye başlar. Saldırganın onun için yaptığı minik iyilikler, belki de temel ihtiyaçları için gösterdiği bazı lütuflar, kurbanın gözünde büyür ve çok büyük ve önemli iyilikler haline gelir. Kurban, zamanla olaylara kendi gözü yerine saldırganın gözünden bakar duruma gelir. Bu sebeple, saldırganın yaptıklarına anlam yükler ve hatta bu davranışları haklı ve yerinde bulur.

Kurban, bu şekilde, saldırganın şiddet eğilimini tamamen göz ardı etmiş olur. Bu nedenle, zamanla, içinde bulunduğu tehlikeyi de reddetmeye başlar. Kurban, saldırganıyla kurduğu olumlu ilişkisini kaybetmeyi istemez. Hayatta sahip olduğu en önemli ve en olumlu ilişkinin saldırganıyla kurduğu ilişki olduğunu düşünür. Bu sebeple, saldırganından ayrılması daha zor hale gelir. 

 

Stockholm Sendromu'nun gelişimini etkileyen faktörler

  • Kaçırılma, esir alınma süresi ve yoğunluğu 

  • Rehinenin saldırgana olan yakınlığı ve bağlılık derecesi 

  • Kurbanın kendi ortamından psikolojik anlamda ne kadar uzaklaştığı 

  • İçinde bulunulan durumun kendine özgü hassasiyeti 

    • Düşmanca bir çevrede bulunma 

    • İzolasyon durumu 

    • Çaresizlik hissi

Sonuçta, kurbanda regresyon ve çocuklaşma eğilimi başlar. Bu duruma, travmatik infantilizm denir. Bu durum, kişinin hayatını tehlikeye sokan saldırgana yakınlaşmasına ya da onun davranışlarını taklit edip uygulamasına yol açar. 

Kurbanlarda, frozen fright (donmuş korku) denen, ani tehlikeyle karşılaştıklarında paralize olmaları olarak tanımlanabilecek reaksiyon da oluşur. 

Stockholm Sendromu'na yatkınlık yaratan durumlar

  • Hayati tehlike

  • Dış dünyadan soyutlanmak 

  • Bulunulan ortamdan kaçamaz duruma gelme (veya kaçamayacağını düşünmek) 

  • Saldırganın kurbana nadiren de olsa dostça ve yakın davranması 

Psikologlar, bu koşulların çoğunlukla aile içi şiddet olaylarında baş gösterdiğini belirtir. Bu tip durumlarda, şiddete uğrayanlar saldırganı kışkırtıp hiddetlendirecek şeyler yapmaktan çekinir. Onun onayını kazanmak ister ve onun tarafında gibi davranır. 

Aynı şekilde, savaşta ve savaş esirlerinde de tarafa patolojik şekilde bağlanma olayları görülür. Saldırganıyla özdeşleşen kurban, saldırgana karşı birçok duygu besler, onunla özdeşim geliştirir ve hatta kişilik değişimi yaşar.

Travmatik bağlanma güçlendikçe, şiddet ve şiddet tehdidi de artar. Tutarsız davranışlar sergileyen bir saldırgan karşısında, kurbanlar da uygun olmayan düşüncelere sahip olurlarsa saldırganın onlardan daha güçlü şekilde öç alacağını düşünürler. Bu hem izolasyonu hem de bağlanmayı artırır. 

Travmatik Bağlanmanın Belirtileri Nelerdir?

  • Ufak bir iyiliğe dahi yoğun bir şükran duygusu hissetme

  • Şiddeti ve şiddet tehdidini inkar 

  • Rasyonalizasyon 

  • Saldırgana ve kendine olan hiddetin reddi 

  • Kötüye kullanımı önlemeye gücü yeteceğini düşünme

  • Durumdan ve saldırıdan dolayı kendini suçlama eğilimi 

  • Saldırganın ihtiyaçlarına aşırı duyarlı olmak

  • Saldırgan şiddet seviyesini azaltsın diye onu memnun etmeye çalışma

  • Dünyayı saldırganın gözünde ve onun perspektifinden değerlendirme

  • Kendine ait bakış açısını kaybetme 

  • Kendisini saldırganın bakış açısıyla değerlendirmeye başlama

  • Saldırganı iyi biri olarak görme, hatta bir noktada onun kurban olduğunu düşünme

  • Hayatta kaldığı için ve kendisini öldürmediği için saldırgana minnet duygusu besleme

Stockholm Sendromu'nun görüldüğü en temel gruplar

• Rehin alma ya da benzer bir baskı yaratan kaçırılma durumu (rehine, esir alan)

• Tecavüze ya da tacize uğrayan, ensest ilişki mağduru çocuklar (istismara uğrayan çocuk, istismar eden ebeveyn)

• Savaşta bulunma, savaş esiri olma, toplama kampında kalma

• Pazarlanan seks işçileri

• Aile içi şiddete maruz kalmış kimseler (dövülen eş, döven eş)

• Yoğun dini (tarikat gibi) ve siyasi baskıya maruz kalmış, beyni yıkanmış kimseler (takipçi, lider)

• Uzunca zaman hapishanede kalmış kimseler (tutuklu, gardiyan)

• Ev hapsine maruz kalan kimseler

Lima Sendromu 

Lima Sendromu, Stockholm Sendromu'nun tersidir. Stockholm Sendromu'yla aynı koşullarda oluşur ancak bu kez, saldırganlar yani rehin alan kişiler kurbanlarına bağlılık hisseder. 1996 senesinde, Peru'nun Lima kentinde gerçekleşen Japon elçiliği rehine krizinde, aynen bu durum yaşanmıştır. Bu sendromun adı da bu olaydan gelir. Birçok ülkeden diplomat, asker ve iş insanının bulunduğu partiyi basan 14 gerillanın yüzlerce kişiyi rehin aldığı olay, 4 ay süren bir krize dönüşmüştür. Militanlar, rehinelerin ihtiyaçlarını karşılamış, onlara çok sevecen davranmış ve çoğunu da salıvermiştir. 

Tarihten Stockholm Sendromu Örnekleri

  • 1974 yılında, Patty Hearst isimli milyoner bir kadın, bir terörist grup tarafından kaçırılır. Grupla birlikte geçirdiği iki ayın sonunda, kendisini kaçıran grupla birlikte banka soygunu yaparken yakalanır ve kendisini kaçıranlarla birlikte hapse mahkum olur.

  • 2001 senesinde, gazeteci Yvonne Ridley, Afganistan’da Taliban tarafından kaçırılır. İlk 11 gün, kendisini kaçıranlarla anlaşamaz, onlarla sürekli kavga eder ve protesto amaçlı olarak yemek yemez. Sonrasında, İslamiyet'i incelemesi şartıyla serbest bırakılır. Ardından da İslam'a gerçekten ilgi duymaya başlar ve 2003 yılında Müslüman olur.

Medyadan Stockholm Sendromu Örnekleri 

  • George Orwell'ın 1949 senesinde yazdığı 1984 isimli romanında, Winston karakteri kendisine işkence yapan insana nasıl aşık olduğunu anlatır.

  • İlk çekimi 1933 senesinde yapılan King Kong filminde, canavara kurban gidecek olan kadın King Kong tarafından kurtarılır, kız King Kong'u çok sever.

  • Celladına Aşık Olan Köle (A Life Less Ordinary)

  • Costa Gavras’ın "Mad City"

  • Güzel ve Çirkin (Beauty and the Beast)

  • Terence Stamp’ın oynadığı "The Collector"

  • Woody Allen’ın "Sleeper"

  • Sidney Lumet’nin "Dog Day Afternoon"

  • Nick Cassavetes’in "John Q"

  • David Hackl’ın Saw (Testere)

  • Samuel L. Jackson ve Kevin Spacey'nin başrollerini oynadığı "The Negotiator" isimli filmlerde bu konu işlenir.

  • Türk sinemasında da bu konu çok kez işlenmiştir. Gırgır Ali, Fırtına ve Seni Seviyorum filmleri bunun örneklerindendir.

 

Çeşitli Stockholm Sendromu Örnekleri

Son olarak gelin, çeşitli Stockholm sendromu örneklerine göz atıp bu sendromun ne tür durumlar altında ortaya çıktığına bakalım.

 

Jaycee Lee Dugard

10 Haziran 1991 günü bir kadın ve bir erkek 11 yaşındaki Jaycee Lee Dugard’ı evinin yakınlarındaki bir otobüs durağında kaçırdılar.

Dugard’ın kaybolması ancak 27 Ağustos 2009’de aydınlığa kavuştu. Dugard polis karakoluna giderek kendini tanıttı.

18 yıldır bir çadırda rehin tutulan Dugard, Philip ve Nancy Dugard tarafından kaçırılmıştı. Üstelik Dugard, ortaya çıktığında 11 ve 15 yaşlarında iki çocuğu vardı.

Tutsaklığı süresince pek çok kaçma fırsatı yakalamasına rağmen Dugard, hayatta kalmak için bu çifte mahkum olduğunu hissediyordu.

 

Patty Hearst

19 yaşındaki zengin bir ailenin kızı olan Patty Hearst,   Symbionese Liberation Army (SLA) tarafından kaçırıldı. Bu olaydan 2 ay sonra bu terör örgütünün banka soygunlarında faal olarak görev alan Hearst’in bu örgüte destek açıklaması yaptığı bir ses kaydı da daha sonra medyaya servis edildi.

Hearst de dahil olmak üzere örgütün üyeleri tutuklandı. Mahkeme esnasına avukatı, Hearst’in hayatta kalmak için bu örgüte destek verdiğini açıkladı.  Örgüt üyelerinin itiraflarına göre ise Hearst, banka soygunundan önceki dönemde haftalarda fiziksel ve psikolojik şiddete uğramış ve bodrum katında elleri ve gözleri kapalı bir biçimde tutulmuştu.

 

Natascha Kampusch

Ağustos 2006’da 18 yaşındaki Viyanalı Natascha Kampusch, kendisini 8 sene ufak bir hücrede esir tutan Wolfgang Priklopil’in elinden kaçmayı başardı.

5 metrekarelik penceresiz bir hücrede altı ay kaldıktan Kampusch’un evin içinde gezmesine izin verildi. Kampusch, kendisini esir alan Priklopil’in çamaşırlarını yıkayıp ona yemek bile yaptı.

Tutsaklığın 4. yılında bahçeye çıkmasına da izin verildi. Priklopil’in arkadaşı bir defasında onu bahçede mutlu ve neşeli bir şekilde gördüğünü ifade etti.

Priklopil, genç kızı saatlerce aç bırakıyor, onu feci şekilde dövüyor ve kaçmaya çalışırsa onu öldüreceğini söylüyordu..

Kampusch kaçtıktan sonra ise Priklopil bir trenin önüne atlayarak intihar etti. Bu duruma çok üzülen Kampusch çok ağladı ve morgda onun adına mum yaktı.

Kendisi hakkında çekilen “3096 Tage” adlı belgeselde bu konuda şöyle diyor:

“Onun adına çok ama çok üzgünüm. O zavallı, kimsesiz biriydi.”

Gazeteler bu açıklama üzerine Kampusch’un Stockholm sendromuna sahip olduğunu yazdı ancak o bu ifadeye katılmadığını söyledi. Hayatını yazdığı kitapta Stockholm sendromu yakıştırmasını kendisine saygısızlık olarak gördüğünü ifade etti ve Priklopil ile olan karışık ilişkisinin ayrıntılarını hiç anlatmadı.

Stockholm Sendromu'nun Tedavisi

Stockholm Sendromu, psikoterapi yöntemiyle aşılabilir. Farındalık oluşturma çabası (kötü davranışta bulunan kişinin davranış amacı, hizmet ettiği hedefle alakalı) da işe yaratacaktır. Bu sendromun kötü etkilerini ortadan kaldırmak için travma terapisi yapılabilir. Danışan, öncelikle güvenlik duygusunun yeniden tesis edildiğini bilmeli ve hissetmelidir. Sonra, olayları bir bir hatırlayıp yas tutar. Ardından, zamanla hayatla yeniden bağ kurar. Güçlü ve sağlıklı dayanışma grupları da bu sürece destek verecektir.

 

Kaynak: Derleme

YORUM EKLEYİN

X

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen ziyaretçilere aittir.

X

Habere hiç yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın.

GÜNÜN MANŞETLERİ